Avrupa neden kendi plastik atığını geri dönüştürmüyor?
İlk bakışta akla gelen soru şu oluyor: Avrupa Birliği çevre konusunda bu kadar katı kurallara sahipken neden plastik atıklarını kendi tesislerinde işlemiyor?
Uzmanlara göre bunun birkaç temel nedeni bulunuyor.
Plastik atıkların ayrıştırılması, temizlenmesi ve geri dönüştürülmesi oldukça maliyetli bir süreç. İşçilik, enerji ve çevre standartlarının yüksek olduğu Avrupa ülkelerinde bu işlemler ciddi maliyet oluşturuyor. Bu nedenle geri dönüşüm sektörünün bir bölümü, işlemlerin daha düşük maliyetle yapılabildiği ülkelere yöneliyor.
Türkiye ise gelişmiş geri dönüşüm tesisleri, coğrafi yakınlığı ve lojistik avantajları nedeniyle Avrupa’nın en fazla tercih ettiği ülkelerden biri haline gelmiş durumda.
Ekonomik kazanç mı, çevresel risk mi?
Plastik atık ithalatı geri dönüşüm sektörüne ham madde sağlayarak ekonomik faaliyet oluşturabiliyor. Ancak uzmanlar, ithal edilen atıkların tamamının geri dönüştürülebilir nitelikte olmadığını belirtiyor.
İşlenemeyen veya ekonomik değeri bulunmayan plastiklerin çevreye zarar verebildiği, yasa dışı depolama ya da yakma gibi yöntemlerle bertaraf edilmesi halinde hava, toprak ve su kirliliği oluşturabileceği ifade ediliyor.
Özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde geçmiş yıllarda plastik atık depolama alanlarıyla ilgili birçok tartışma yaşanmıştı.
20 yılda yüzlerce kat artış
Açıklanan verilere göre Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye gönderilen plastik atık miktarı 2004 yılına kıyasla yüzlerce kat artmış durumda. Bu artışta özellikle Çin’in 2018 yılında plastik atık ithalatını büyük ölçüde durdurmasının etkili olduğu değerlendiriliyor.
Çin’in pazardan çekilmesinin ardından Avrupa’daki plastik atıkların önemli bölümü Türkiye başta olmak üzere bazı ülkelere yönelmeye başladı.
Geri dönüşüm tek başına yeterli mi?
Uzun yıllardır plastik kirliliğine karşı en çok öne çıkan çözüm geri dönüşüm olarak gösteriliyor. Ancak uluslararası araştırmalar, dünya genelinde üretilen plastiklerin yalnızca küçük bir bölümünün gerçekten geri dönüştürülebildiğini ortaya koyuyor.
Bu nedenle birçok çevre uzmanı, sorunun yalnızca geri dönüşümle çözülemeyeceğini, esas çözümün tek kullanımlık plastik üretiminin azaltılması ve atığın kaynağında önlenmesi olduğunu savunuyor.
Türkiye’nin önünde nasıl bir tercih var?
Türkiye bir yandan “Sıfır Atık” politikasıyla uluslararası alanda çevre projelerini öne çıkarırken, diğer yandan Avrupa’nın en büyük plastik atık ithalatçısı konumunda bulunuyor. Bu durum, çevre politikaları açısından farklı değerlendirmelere neden oluyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin plastik atık ithalatına ilişkin yeni düzenlemeler getirip getirmeyeceği, geri dönüşüm sektörünün nasıl şekilleneceği ve uluslararası iklim politikalarında nasıl bir yol izleyeceği merak konusu olmaya devam ediyor.
Plastik atık ticareti yalnızca çevre meselesi değil; aynı zamanda ekonomi, sanayi, dış ticaret ve sürdürülebilir kalkınma politikalarının kesiştiği önemli başlıklardan biri olarak görülüyor. Bu nedenle konu, önümüzdeki yıllarda hem Türkiye’de hem de Avrupa’da daha fazla tartışılacak çevre gündemlerinden biri olmaya aday görünüyor.
