Sorun yalnızca baca gazı değil, tesisin yaşı da tartışılıyor
Yaklaşık kırk yıldır faaliyet gösteren santralin teknik ömrünü büyük ölçüde tamamladığına dikkat çekilen raporda, keşif sırasında çekilen fotoğrafların da tesisin fiziksel durumunu ortaya koyduğu ifade ediliyor. Bazı bölümlerde belirgin aşınmalar, korozyon ve yıpranma izlerinin görüldüğü belirtilirken, bunun yalnızca estetik değil, işletme güvenliği açısından da değerlendirilmesi gereken bir durum olduğu vurgulanıyor.
Enerji sektöründe eski teknolojiyle çalışan termik santrallerin verimliliğinin zaman içinde düştüğü biliniyor. Yeni nesil santraller daha düşük yakıt tüketimiyle daha fazla elektrik üretebilirken, eski tesislerde aynı miktarda enerji üretimi için daha fazla kömür tüketiliyor. Bu durum hem maliyetleri artırıyor hem de atmosfere salınan kirletici gaz miktarını yükseltiyor.
Ölçüm sırasında bile sınırlar aşılmış
Rapordaki en dikkat çekici tespitlerden biri ise emisyon ölçümleriyle ilgili oldu.
Bilirkişi incelemesine göre santral yönetimi, kazan sistemindeki arızaların giderildiğini ve ölçüme hazır olduklarını bildirdikten sonra gerçekleştirilen testlerde dahi bazı kirletici gazların yasal sınır değerlerin üzerinde olduğu belirlendi.
Uzmanlar bunu geçici bir teknik aksaklık olarak değil, tesisin mevcut yapısından kaynaklanan kalıcı bir sorun olarak değerlendirdi.
Bu tespit, emisyon değerlerinin yalnızca olağanüstü durumlarda değil, normal çalışma koşullarında da istenilen seviyeye indirilemediği yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.
Eksik değerlendirme iddiası dikkat çekiyor
Raporda dikkat çeken bir diğer konu ise çevresel izin sürecinin kapsamı oldu.
İncelemeye göre aynı sahada faaliyet gösteren dört ünitenin tamamı yerine yalnızca belirli bir ünitenin çevresel değerlendirmeye alınmasının bütüncül çevre yönetimi anlayışıyla örtüşmediği ifade edildi.
Çevre mühendisliği uygulamalarında aynı tesis sahasında bulunan tüm ünitelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilirken, toplam emisyon yükünün çevre üzerindeki gerçek etkinin anlaşılabilmesi açısından önemli olduğu vurgulanıyor.
Çevresel etkiler yıllar sonra ortaya çıkabiliyor
Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri çoğu zaman kısa sürede ortaya çıkmıyor.
Bilimsel araştırmalar, ince partiküller ve çeşitli gazların uzun yıllar boyunca solunmasının solunum yolu hastalıkları, kalp-damar rahatsızlıkları ve bazı kronik hastalıkların görülme riskini artırabileceğini ortaya koyuyor.
Benzer şekilde tarım arazileri üzerinde oluşan hava kirliliğinin ürün verimi, toprak yapısı ve su kaynakları üzerindeki etkileri de uzun dönemli gözlemlerle belirlenebiliyor.
Bu nedenle bilirkişi heyeti, kesin sağlık sonuçlarından ziyade mevcut çevresel riskin devam etmesinin kabul edilemez düzeyde bir tehdit oluşturduğu değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye enerji dönüşümünde kritik bir döneme giriyor
Türkiye’nin elektrik üretiminde kömür hâlâ önemli kaynaklardan biri olmayı sürdürüyor. Ancak son yıllarda güneş ve rüzgâr enerjisine yapılan yatırımların hız kazanmasıyla birlikte enerji politikalarında yeni bir dönüşüm süreci yaşanıyor.
Uzmanlara göre önümüzdeki yıllarda temel tartışma yalnızca elektrik üretmek olmayacak. Aynı zamanda bu elektriğin hangi teknolojiyle, hangi çevresel maliyetle ve hangi sağlık etkileri gözetilerek üretileceği daha fazla önem kazanacak.
Bu nedenle Afşin-Elbistan A Termik Santrali hakkında hazırlanan bilirkişi raporu, yalnızca tek bir tesisin durumunu değil, Türkiye’deki eski kömürlü santrallerin geleceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın da başlangıcı olarak değerlendiriliyor.
Mahkemenin önümüzdeki süreçte bilirkişi raporuna yapılacak itirazları incelemesi ve ardından davaya ilişkin karar sürecini başlatması bekleniyor. Kararın, hem çevre hukuku hem de enerji yatırımları açısından emsal oluşturabilecek nitelikte olabileceği ifade ediliyor.
